top of page
THEATRE NEWS TURKEY
TEMMUZ'2024

Tiyatro Yazıları-5
Tiyatro Yazıları-5

Devlet Tiyatrosu
Tosca
Temsilleri-2
Avrupa'nın birçok yerlerinde, bugün bile, opera denildiği zaman akla ilk gelen şey müzik ve sadece müzik olur. Muhteşem dekorlar içinde süslü elbiseler giymiş birtakım muganni ve muganniyeler 1 sahneye çıkarlar, suflör sandığına yaklaşıp, bir ellerini manzume okur gibi kaldırıp diğer ellerini kılıçlarına dayayarak aryalarını söylerler, muayyen hareketlerle sağa sola gidip yerlerini teganni sırası gelen diğer artiste bırakırlar. En büyük ihtirasları ifade eden yerleri avaz avaz haykırırken bile yüzler ifadesiz ve lâkayt, hareketler manâsız ve yersizdir. Çok kere, temsil ettikleri şahsiyetlere o kadar yabancıdırlar ki, insan onları bilmedikleri bir dilde, manâsını anlamadıkları bir şarkıyı söylüyor zanneder. Büyük bir üstadın bestelediği bir operayı dinlemek için tiyatroya giden birçok zevk sahibi insan, oyunun sonuna kadar, başını önüne eğip, gözlerini yere dikerek sadece dinlemeyi, başını kaldırdığı zaman göreceği manâsız ve gülünç manzara ile kulaklarının zevkini bozmamayı tercih eder. 1 Şarkı söyleyenler. Halbuki operadan maksat bu olmadığı muhakkaktır. Bir opera eserinin sadece birtakım ses sanatkârlarına konser verdirmek için yazılmadığı aşikârdır. Operada dramatik unsur da müzik kadar ehemmiyetlidir. Opera sahnesi solistlerin yarış ettiği yer değil, teganni edilerek tiyatro oynanan bir yerdir. Yani bir opera aktörü sadece bir muganni değil, anı zamanda bütün evsafıyla(nitelikleriyle) bir aktördür. Teganni ettiği parçaların ruhunu kavraması, söylediklerini hissetmesi, temsil ettiği şahsı tam manâsıyla benimsemesi ve bir aktör gibi "yaşaması" lâzımdır. Nitekim Avrupa ve Amerika operalarından bir kısmında artık bu kanaat yerleşmiş, sanatkâr için biraz yorucu olmakla beraber, yürünecek bir tek yolun bu olduğu, opera sahnesinde şarkı söylendiği kadar da oynanmak icap ettiği kabul edilmiştir. Türkiye'de bir opera kurulurken Avrupa'nın eskimiş, sakim(yanlış) yollarından değil de, en yeni, en doğru ve isabetli bir yoldan yürünmesi bizim için büyük bir kazançtır. Geçen sene Devlet Konservatuvarı talebesi tarafından oynanan Madam Butterfly operasının ikinci perdesi, Avrupa sahnelerine bile nasip olmayan bir hâdise ile karşılaşmıştı: Seyirciler arasında birçokları, genç Japon kızının elemine iştirak ederek ağlamaya başlamışlardı. Demek ki bu rolü oynayan genç sanatkâr sadece partisini söylemekle kalmamış, bütün elemi, bütün hasretiyle sahiden bir Madam Butterfly olarak yaşamıştı. Bu sefer temsil edilen Toska operasının ikinci perdesinde de aynı hususiyeti buluyoruz. Sanatkârlar sadece bir orkestra refakatinde
aryalarını söylemiyorlar, üzerlerine aldıkları rolleri, bütün karakter incelikleri benimsiyorlar. Yüzlerinin her hareketi ile, her adımları ile, hattâ seslerinin yer yer aldığı manâ ile sahne üzerinde bir Toska, bir Scarpia, bir Cavaradosso olarak yaşıyorlar. O zaman birdenbire bütün eser başka bir manâ alıyor, sadece bir opera olarak kalmayıp bir ihtiras piyesi, bir trajedi oluveriyor. Seyirci birkaç sanat şubesinin müşterek tesiri ile sarsılıyor; sırtını koltuğun arkalığına dayayarak, mahdut bir alâka ile, oldukça güzel bir müzik dinleyeceği yerde, tâ içinden yakalanıp sürüklendiğini, karşısında ıstırap çeken, seven, yeise düşen birtakım insanların mukadderatlarıyla alâkadar olduğunu fark ediyor, şimdi yalnız kulağıyla değil bütün şuuruyla sanat eserinin içine girmiştir; tiyatroyu terk ederken sadece kulağında hoş nameler değil, gözlerinde unutulmaz insanların hatırası, ruhunda o insanların mukadderatının tesiri vardır. Seslerinin kalitesi bakımından hakikaten hayret verecek bir mertebeye erişmiş bulunan sanatkârlar, hem orkestra, hem de koro ile rabıtalarını muhafaza ederek müziğin müsamahasız kaidelerine bağlanırken, aynı zamanda çok muvaffak birer aktör olduklarını isbat ettiler. Oynadıkları sahneler, heyecanlı ve ihtiraslı bir tiyatro eserinden farksızdı. Roma polis müdürü Scarpa, gözlerinde, hareketlerinde zapt edilmez bir ihtiras görülen ve sesinde arzuların feryadı titreyen bir adamdı. Toska, sevgilisinin maruz kaldığı işkence ve bunu takip eden ümitsizlik ve yeis anlarında mustarip ruhunun bütün samimiyetiyle feryat eden ve çırpınan hakikî bir sevgili, ve metin tavrı, kuvvetli iradesiyle Cavaradossi tam bir idealist idi. Toska'nın ikinci perdesini seyredenler, muhakkak ki, kurulması biraz geç kalmış olan Türk operasının artık sağlam temellere dayandığına inanarak salondan çıkmışlardır.
ULUS GAZETESİ
22 Nisan 1941
bottom of page





